Hepimiz Rol Yapıyorsak, Gerçekten Kimiz?
Günlük hayatta her insanın sahip olduğu farklı rolleri vardır. İş hayatımızda çoğu zaman daha ciddi davranıyoruz ama özel hayatımızda daha rahat davranışlar sergileriz sanki sahnenin arkası gibi. Bu rolleri oynarken karşı tarafın bizi nasıl görmesini istiyorsak öyle davranıyoruz yani giyimimiz, konuşma tarzımız ve davranışlarımız gibi hepsi bu izlenimi yönetmenin parçasıdır. Yakın çevremizde ise biraz rahatlarız rol hafifler sahne arkası devreye girer. Erving Goffman'a göre, bu durum günlük hayatın küçük bir sahne gibi işlediğini gösterir.
Her ortam kendi küçük sahnesini kurar. Örneğin, çalıştığımız bir şirkette toplantıda daha ölçülü konuşuruz ancak öğle yemeği veya molalarda iş arkadaşlarımızla daha rahat bir konuşma tarzına geçeriz. Roller arasında geçiş yaparken aslında kendi izlenimizi yönetiyoruz konuşma tarzımız, ses tonumuz ile başkalarının üzerinde bir izlenim bırakıyor sanki küçük sahne oluşturup kendimizi sergiler gibi bu geçişleri o kadar doğal ve akıcı yapıyoruz ki çoğu kez farkına bile varmıyoruz. Bu görünmez ayarlar sadece yüz yüze değil ekran karşısında da sürüyor yani sosyal medya da seçtiğimiz paylaşımlar, fotoğraflar, emojiler ve yazılar birer küçük rol gibi yani sosyal medya bir sahne önü, gerçek hayat ise bir sahne arkası. Örneğin, bir sosyal medya kullanıcısını düşünelim sosyal medyada hayatını daha sorunsuz, daha düzenli, daha mutlu gösterebilir paylaştığı fotoğraflar, günlük yazılar ve anlar onun sahne önüdür. Ancak, sosyal medyayı kapatıp günlük hayatına döndüğünde yorgunluk, stres veya başka sorunlarla uğraşıyor olabilir. Bu yüzden, sosyal medya çoğu zaman sahne önüdür, gerçek hayat ise çoğu kez perde arkası gibi kalır. Bu ayrımı fark etmek hem başkalarının paylaştıklarına daha gerçekçi bakmamızı hemde kendi üzerimizde ki baskıyı fark etmemizi sağlar. Belki de en sağlıklısı sahneyi ciddiye alırken perde arkasınıda unutmamaktır.Bu roller kişisel tercihler değildir onları kültür, normlar ve güç ilişkileride şekillendirir. Aslında, sahne sadece bireysel değil toplumsal olarakta kurulur. Ebeveynlik rolünde sahne önünde zorunluluk sabır sergilersin, perde arkasında ise yorgunluk, kararsızlık veya destek ihtiyacı duyabilirsin. Bu karşıtlık toplumsal beklentiler ile kişisel deneyim arasındaki mesafeyi görünür kılıyor. Bu mesafeyi görmek başkalarının performansına kapılmak yerine daha insanı bir yerden ilişki kurmamızı sağlar.
Sonuç olarak, Goffman’ın bize gösterdiği şey, günlük hayatın sandığımızdan çok daha fazla “sahne” barındırdığıdır. Hepimiz bulunduğumuz ortama göre farklı roller üstleniyor, karşımızdaki insanların bizi nasıl görmesini istediğimize göre davranışlarımızı şekillendiriyoruz. Bu, olduğumuz kişinin tamamen sahte olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, toplum içinde var olmanın ve farklı ilişkileri sürdürebilmenin bir parçası. Ancak bazen kendi sahnemizi o kadar ciddiye alıyoruz ki perde arkasında yaşadıklarımızı unutabiliyoruz. Belki de Goffman’ın düşüncesini anlamanın en güzel yolu şu: Hepimizin bir sahnesi var, ama sahnedeki rolümüzden ibaret değiliz.
KAYNAKÇA
- Goffman, Erving. Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu. Çev. Barış Cezar. Metis Yayınları.
